"Yo siempre me había imaginado el paraíso bajo la especie de una biblioteca."
"Ben cenneti hep bir çeşit kütüphane olarak düşlemişimdir."
Jorge Louis Borges

22 Şubat 2012 Çarşamba

KÜÇÜK KIZLAR BÜYÜKLERDEN AKILLI ÇIKTILAR-TOLSTOY

Bu yıl, Paskalya erken gelmişti. Halk kızakları daha yeni bırakmıştı. Avlularda hala kar vardı, köyün sokaklarında sular akıyordu. İki avlu arasındaki sokakta büyük su birikintisi meydana gelmişti. Bu su birikintisine, karşılıklı iki avludan iki küçük kız geldi. Biri diğerinden daha büyüktü. Anneler, her ikisine de yeni sarafanlar (kolsuz uzun kadın elbisesi) giydirmişlerdi. Küçüğün sarafanı mavi, büyüğünkü ise süslü ve sarıydı. İkisinin de kırmızı başörtüleri vardı. Kilisede bayram töreni biter bitmez iki kız, bu su birikintisine geldiler, birbirlerine elbiselerini gösterdiler, sonra da oynamaya başladılar.

Canları suda oynamak istedi. Küçük kız az kalsın ayakkabılarıyla su birikintisine dalıverecekti. Ama büyük olanı: “Girme, annen darılır, dur ben ayakkabılarımı çıkarayım, sen de çıkarırsın” dedi. Ayakkabıları çıkarıp, suda karşı karşıya yürümeye, birbirlerine yaklaşmaya başladılar. Küçük, dizlerine kadar suya battı: “Akulüşka derindir, korkuyorum” diye bağırdı. Diğeri de: “Korkma, daha fazla derinleşmez. Bana doğru gel!” diye karşılık verdi. Birbirlerine yaklaşmaya başladılar. Akulka: “Küçük, dikkat et, su sıçratma, yavaş yürü” diye bağırdı. Ama daha sözünü bitirmeden küçük yürürken ayağını suya öyle bir vurdu ki, Akulka’nın sarafanını kirletti. Hem onun sarafanını kirletti, hem de suları burnuna, gözlerine sıçrattı. Akulka sarafanının üzerindeki lekeleri görünce kızdı, sövdü, dövmek için peşinden koştu. Küçük kabahat işlediğini anlayınca, hemen su birikintisinden çıkıp evine koştu. Bu sırada da Akulka’nın annesi oradan geçiyordu. Kızının elbisesinin kirlendiğini görünce:

“Edepsiz nerede kirlettin!” diye bağırdı.

“Küçük kız bile bile üstüme su sıçrattı”.

Akulka’nın annesi küçüğü tutup ensesine bir tokat aşketti. Küçük, bütün sokağı dolduran bir sesle uludu. Derhal annesi dışarı fırladı. Komşusuna: “Niçin kızımı dövüyorsun!” diye bağırdı. Kadınlar ağız kavgasına başladılar. Bu sefer erkekler de dışarı fırladılar, bir kalabalık, bir gürültüdür başladı. Her kafadan bir ses çıkıyor, kimse kimseyi dinlemiyordu: Bir hayli bağırıp çağırdılar, biri ötekini itti, neredeyse kavga başlayacaktı. Bu sırada Akulka’nın ninesi ortaya çıktı, erkeklere: “Ne yapıyorsunuz, bayram günü gülüp eğlenecek yerde günaha giriyorsunuz” diye kavgayı önlemek istedi. İhtiyar kadını dinlemediler, az kalsın onu yere yuvarlayacaklardı. Akulka ile küçük kız tekrar bir araya gelip barışmasalardı, ihtiyar kadının onları ayırmasına imkan yoktu. Kadınlar kavga ederlerken, Akulka sarafanındaki lekeyi sildi, yine su birikintisinin içine daldı. Yerden bir taş aldı, sokağa akıtmak için birikintinin yanındaki toprağı kazmaya başladı. Küçük de yaklaşıp ona yardım etti, yonga ile bir hendecik açtı. Köylüler yumruklaşmaya başladıkları bir sıra, küçük kızların açtığı hendecikten, ihtiyar ninenin durduğu yere doğru su akmaya başladı. İki kız yaptıkları küçük derenin etrafında koşuşmaya başladılar. Akulka: “Tut Malaşa, tut” diye bağırdı. Küçük de bir şeyler söylemek istiyor, ama gülmekten kendini alamıyordu.

Kızlar koşuşuyorlar, yonganın suda yüzüşüne bakarak gülüyorlardı. Koşarken köylülerin ortasına girdiler. İhtiyar kadın, onları görür görmez kavga eden köylülere: “Allahtan korkun, koskoca adamlarsınız. Bu kızların yüzünden kavgaya girdiniz, bakın onlar her şeyi unutmuşlar, yine sevine güle oynuyorlar. Sizden daha akıllı imişler” dedi.

Köylüler kızlara bakıp utandılar. Sonra kendi kendilerine gülerek evlerine döndüler.

“Şayet küçük çocuklar gibi olamazsanız göklerin melekutuna asla girmeyeceksiniz.”


Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

©2012 Kitap Önerisi


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 
9