"Yo siempre me había imaginado el paraíso bajo la especie de una biblioteca."
"Ben cenneti hep bir çeşit kütüphane olarak düşlemişimdir."
Jorge Louis Borges

5 Mart 2012 Pazartesi

HARİKULADEYDİN-DOROTHY PARKER

Soluk yüzlü delikanlı sere serpe şezlonga uzanmıştı. Başını yana çevirmiş, serinlesin diye yanağını beze dayamıştı. «Aman Allahım, Aman Allahım» dedi.
Koltuğun kenarına ilişmiş olan genç kız gülümsedi. Gözleri ışıl ışıldı: «Bugün keyfin pek yerinde değil galiba?» diye sordu. Delikanlı: «Değil, değil, diye cevap verdi, kaçta kalktım dersin? Öğleden sonra saat dörtte. Kalkayım dedikçe, başımı yastıktan kaymış buldum. Nerede ise yatağın altına girecekti. Şimdi, bu baş benim değil sanki. Walt Witman'ın kafası gibi birşey adeta! Aman Allahım Aman Allahım.»
Genç kız: «Birşey içiversen, iyi gelir belki?» diye sordu.
Delikanlı: «O başıma bela açan şeyden mi? Hayır, hayır. Teşekkür ederim. Ne olursun böyle şeylerden bahsetme, içim allak bullak. Şu ele bir bak hele. Cır, cır böceğine dönmüş. Sahi, dün gece çok mu berbattım?» diye sordu.
Genç kız: «Hayır canım. Herkes keyifli idi. Sen de gayet efendi idin» diye cevap verdi.
«Kimbilir ne şımarıklık yapmışımdır. Damarıma basan oldu mu?
«Hayır, canım. Herkesin hoşuna gidiyordun. Yalnız bir ara Jim Pierson münasebet si idik etti yemekte. Ama, bereket alıp masasına götürdüler onu. Başka maşalardan pek fark eden olmadı.»
«Beni tokatlıyacak mıydı? Hay Allahım ne yaptım acaba ona?».
«Hiçbir şeycikler yapmadın. Gayet uslu akıllı idin. Fakat biri Elinor'a dokundu mu bilirsin, nasıl zıvanadan çıkar.»
«Elinor'a sataştım filan mı? Yaptım mı böyle birşey?»
«Elbette yapmadın canım. Biraz sapıtmıştın, o kadar. Elinor'u pek eğlendiriyordun. Yalnız sırtından aşağı meyva suyunu boşaltınca biraz rahatsız oldu.»
«Hay Allahım. Sırtından aşağı meyva suyu ha! Hem de kuyruk sokumuna kadar. Hay Allahım bunu da mı yaptım?»
«Elinor'a hiçbir şey olmadı canım. Ona birkaç çiçek veya başka birşey gönderiver. Üzme kendini bunun için. Bu da birşey mi sanki.»
«Üzmüyorum kendimi. Hiç de dikkat etmemiştim. Güzel güzel oturuyordum. Aman Allahım, Aman. Yemekte daha başka marifetler de yaptım mı?»
«Gayet efendi idin. Üzme kendini bunlar için canım. Herkes seni beğeniyordu. Durmadan şarkı söylüyorsun diye, baş garsonun biraz canı sıkıldı ama, aslına bakarsan pek aldırış da etmedi. Yalnız şunu i söyledi. Bu kadar gürültü ederseniz, gelip burayı kapatırlar, dedi. Ama, kendisine vız geliyordu. Bana kalırsa senin eğlendiğine memnundu. Zaten, azıcık şarkı söyledin. Bir saat kadar bir zaman. Hem pek bağırmıyordun da.»
«Demek şarkı da söyledim. Her halde bir bahis üzerine söylemişimdir.»
«Hatırlamıyor musun? Birbiri ardından ayrı ayrı şarkılar söyledin. Oradakilerin hepsi kulak kesilmişti. Hoşlarına gidiyordu. Yalnız, tutturdun silahşörlerin şarkısını yahut başka şarkı söyliyeceğim diye. Herkes susturmaya çalıştı. Sen ise tekrar tekrar söylemek istedin. Bir ara hepimiz birşeyler yiyelim diye seni susturmaya gayret ettik. Ama nerede. Kimseyi dinlemiyordun. Çok hoştun doğrusu.»
«Yemek filan da mı yemedim?.»
«Hiçbir şey yemedin. Garson yemek verirken, her seferinde geri çevirdin. Çünkü onun, çingeneler tarafından kaçırılan kardeşin olduğunu söylüyor, durmadan varım yokum hep senindir, diyordun. Sonunda adamcağız homurdanmaya başladı.»
«Vallahi yapmışımdır bunları. Kimbilir ne gülünç hallere düştüm. Peki ondan sonra ne oldu?»
«Pek birşeyler olmadı. Salondaki beyaz saçlı bir adama musallat oldun. Kravatı hoşuna gitmiyordu. İlle gidip kendine söyliyeceğim diye tutturdun. Ama adamcağız deliye dönmeden, seni dışarı çıkardık.»
Dışarı çıktık demek? Yürüdüm mü bari?»
«Elbette yürüdün. Gayet iyi idin. Yaya kaldırımlar buz tutmuştu. Sen de şakadan o pis yere otur dun. Ama, bu herkesin başına gelebilir.»
«Tabii. Demek kaldırımlara serildim? Şimdi anlıyorum niye kaba etlerim ağrıyor. Evet. E, sonra? Söyle ne olursun.»
«A» Peter, şimdi karşıma geçip, ondan sonra o lup bitenleri de hatırlamıyorum demezsin inşallah. Galiba yemekte biraz kafayı tütsülemiştin. Çok neşeli idin. Ama, yere düştükten sonra, bir ciddileştin, bir ciddileştin. Seni böyle hiç görmemiştim. Bana, seni bu kadar yakından tanımamıştım, dediğini hatırlamıyor musun? Oh Peter takside başbaşa, bir sürü dolaşmasaydık, buna tahammül edemezdim. Bunu hatırlıyorsun, değil mi? Hatırlıyorsun? Hatırlamıyorsan söyle. Bu, benim için Ölümle bir...
«Evet. Taksi gezintisi. Evet, elbette, elbette, güzel gezinti.»
«Parkın etrafında döndük, döndük. Ay ışığında ağaçlar pırıl pırıldı. Ve şen hakiki bir ruhun olduğunu daha önce bilmediğini söyledin.»
«Evet. Söyledim. Söyliyen bendim.»
«Ne güzel şeyler söyledin. Ne güzel şeyler. O güne kadar, benim hakkımda neler düşündüğünü bilmiyordum. Sana karşı neler duyduğumu söylemeye cesaret edememiştim.İşte dün gece. Oh canım Peterciğim, o taksi gezintisi, hayatımızın en mühim şeyi oldu.»
«Evet. öyle olmuştu.»
«Ne kadar mesut olacağız. Bunu herkese söylemek istiyorum. Ama, bizimkilere açmasak daha iyi olur, sanıyorum.»
«Ben de öyle.»
«Ne güzel değil mi?»
«Evet, çok?»
«Güzel.»
«Şey, biraz bir şeyler içsem mi. Ne dersin? Yani şey, tam ilaçlık kadar. Biraz kendime gelirim. Zira, bitkinim.»
«Evet, iyi gelir herhalde. Zavallı yavrum. Gideyim de sana sodalı viski getireyim.»
«Sahi, dün gece yaptığım deliliklerden sonra nasıl yüzüme bakıyorsun, anlamıyorum, doğrusu. Gidip Tibet çöllerinde bir manastıra kapansam, daha iyi ederim.»
«Budala seni. Sanki şimdi seni bırakırmışım da. Harikuladesin.» Genç kız koltuğundan fırladı, delikanlının alnından öptü ve rüzgar gibi odadan çıktı.
Soluk yüzlü delikanlı arkasından baktı, başını uzun uzun salladıktan sonra, nemli ve titrek elleri içine aldı.
«Aman Allahım, Aman Allahım, Aman.»


Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

©2012 Kitap Önerisi


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 
9