"Yo siempre me había imaginado el paraíso bajo la especie de una biblioteca."
"Ben cenneti hep bir çeşit kütüphane olarak düşlemişimdir."
Jorge Louis Borges

12 Mart 2012 Pazartesi

SOĞUK DERİ-ALBERT SÁNCHEZ PIÑOL

1920’li yılların birinde, bir buharlı gemi, normal rotaların çok uzağında, Antarktika’nın hemen yanı başında ıssız görünen bir adaya yaklaşır. Geminin bu adaya bırakacağı tek yolcu meteoroloji uzmanı olarak görev yapacak bir İrlandalı’dır. Karaya çıktığında, görevi devralacağı adamdan hiçbir iz bulamaz. Onun yerine, tarifini bile yapamadığı korkularla yaşamak zorunda kaldığından dengesini yitirmiş bir adamla karşılaşır. Korkularının nedeni çok geçmeden anlaşılır. Tuhaf deniz yaratıkları, sürüler halinde geceleri adaya
sokularak, adalarını ele geçirmek isteyen insanları öldürmeye çalışmaktadır. Roman, bu iki insanın canavarlarla
mücadelesinin, aşkın ve cinselliğin gerçeküstü serüveni olarak sürer.
Albert Sánchez Piñol’un ilk romanı olmakla birlikte kısa zamanda otuz dile çevrilen "Soğuk Deri", yalnızca "korku"nun değil, yalnızlık, tehdit, melankoli, yoldaşlık, arzu gibi pek çok insanlık durumunun da romanı.


Hiçlikte kendini keşfetmek

'Soğuk Deri', temelde, başkahramanı olan meteoroloji uzmanının, ıssız bir adaya çekilme ve burada kendini keşfetme çabasını hikâye ediyor
27/10/2006
ERKAN CANAN

İnsan bilimlerinin soğuk tanımlamaları düşünüldüğünde, edebiyat insana dair anlatımın en iyi araçlarından biridir. Çünkü edebiyatın temelde tanımlama, sınıflandırma kaygısı yoktur. Sadece olanı, olduğu gibi vermeyi amaçlar. Bu nedenle, edebi anlatım çoğu zaman bir insanlık komedyası olarak tanımlanır. Bunun nedeni, edebiyatın insanı yüceltmemesi, onu doğanın dışına çıkarmamasıdır. İnsanı konu alan biliminse, aklı asıl veri almak gibi, her zaman kapıldığı bir hata vardır. Bu disiplin, her zaman doğayla insanı ayırmış, insanın dışında kalan ne varsa, insan dışı olarak tanımlamıştır. Bilim insani özellikleri dışlar, insanı yok sayar, onu soğuk gözlemlerinin ve tanımların çerçevesine sığdırmaya çalışır.
Oysa edebiyat, insan biliminin verilerini kullansa da, her zaman insani özelliklere, bu bilimi çokça aşan hususiyetlere atıfta bulunur. Bulunmak zorundadır da. Çünkü bu alanın asıl gücü, bilimin yabancılaştırmasına karşı bir araç olarak kullanılabilir olmasıdır. Edebiyatın taraflı olması da, bilimin tarafsız olma iddiası düşünüldüğünde, kesinlikle daha gerçekçidir.
Albert Sánchez Piñol'ün asıl ihtisası -formasyonu diyelim-, antropoloji. Soğuk Deri, kendisinin ilk romanı. Daha önce yayımlanan, fakat Türkçeye çevrilmeyen Pallasos i Monstres isimli deneme kitabından sonraki ikinci kitabı. Soğuk Deri'nin ilgi çeken yönü, yazarın aslında antropoloji eğitimi almasına ve romanında kısmen bu yöndeki birikimini kullanmasına rağmen, kendince bir edebiyat dilini de kurabiliyor olmasıdır. Burada bilimsel verilerden yararlanmak, ne romanın olay örgüsünde ne de dilsel yetkinliğinde herhangi bir zafiyet yaratmaz. Çünkü Piñol, bu verileri esas almaktan çok, olay örgüsünün bir aracı, yardımcısı haline getiriyor. Kitabın ilk birkaç sayfası, aslında gidilen coğrafyayı daha iyi anlatmak için, bitkilerle veya böceklerle ilgili birtakım Latince isim içeriyor. Fakat bu tam anlamıyla, sadece bir 'girizgâh'tır. Çünkü ilerleyen olay örgüsü, okuyucuyu bambaşka duraklara, bambaşka konulara ve tartışmalara götürür. Öyle ki roman, bir anlamda bilimselliğin de, Avrupa kültürünün de, Avrupa sömürgeci anlayışının da ve özellikle insan olmanın da sorgulandığı bir alana, imkâna dönüşür.

Yaşamak, sadece yaşamak
Soğuk Deri, temelde, başkahramanı olan meteoroloji uzmanının, ıssız bir adaya çekilme ve burada kendini keşfetme çabasını hikâye ediyor. Roman, bu kahramanın, özellikle modern insan bunalımının ürünü olan ıssız, insansız bir coğrafyaya çekilme özlemini işler. Kurgu, kahramanın adaya ayak basmasıyla başlar. Fakat romanın kurgusunu ilginç kılan yön, kendisini "olgun olmaktan ziyade genç bir adam" olarak tanımlayan kahramanın, bu adaya geliş amacının tam tersi bir duruma düşerek okuyucuyu şaşırtmasıdır. Çünkü ıssız olması beklenen ve meteoroloji görevlisinin 'hiçliğin huzurunu aramaya' geldiği ada, kahramanımızı tam tersi yöndeki özellikleriyle karşılar. Henüz adadaki konutuna gelir gelmez bu gariplik kendini hissettirir ve ilk geceden itibaren, buradaki varlığı, amaçladığından çok farklı yönlere doğru evrilir. Burada, bilinen tüm türlerin dışında olan ve muazzam korkutuculuktaki yaratıklar, romanın gerçekçi olması beklenen kurgusunu fantastik öğelerle alt üst eder. Belli bir bıkkınlığın tezahürü olarak ortaya çıkan ve kahramanı bu adaya çekilmek zorunda bırakan kaçış, adanın bu olağanüstü özellikleriyle ortadan kalkar. Çünkü kendini savunmak zorunda kaldığı yaratıklar, onu sadece yaşamak için savaşmak zorunda bırakır. Bu aşamada, kahramanın modern dünyanın bir tasavvuru olarak düşünülebilecek kaygılardan uzaklaştığını görmek ilgi çekicidir. Çünkü adanın hayatı, kendisinin modern olarak tasavvur ettiği dünyanın çok gerisinde, çok ilk(s)eldir. Burada, kahramanımızın modern kaçış fantezilerinden iz kalmamıştır. Sadece bu ilkel dünyanın, şiddeti savunan ve zayıf olana tahammül etmeyen gerçeği vardır.
Romanın önemli kahramanlarından biri, hatta meteoroloji uzmanını bu adaya getiren geminin kaptanı ve tayfaları dışında, burada kendisinin karşısına çıkan tek insan Batis Caffu'dur. Caffu, romanın kahramanı ve dolayısıyla okuyucu için adayı anlaşılabilir kılan tek isim olacaktır. Issız bir adada, özellikle böylesi büyük bir tehdidin varlığında, iki insanın beraber yaşaması kadar makul bir şey olamaz herhalde. Ve aslında birbirinin zıttı olan bu iki kahramanı, bir arada yaşamak zorunda bırakan şey, doğanın çok basit bir gerçeğidir: buradaki yaratıklara karşı beraber savaşmak. Deniz kazasına uğramış iki insanın, bu durumdan kurtulmak için birbirinin kişisel kusurlarını görmezden gelmek zorunda kalması, bu iki kahraman arasındaki dayanışmanın tek sebebidir. Caffu, adayı, 'kaybedenler cehennemi, yitikler cenneti' olarak tanımlarken, aslında buraya geliş gerekçelerini de açıklamış olur. Olabildiğince kırılgan ve yenilgilerinden bezmiş bir halde adaya sığınan meteoroloji uzmanıysa, adanın hiç beklemediği bu şiddet dünyasında yaşamak için savaşırken, 'eylem düşünceyle yer değiştiriyordu' diyecektir. Soğuk Deri, bu iki kahramanını da, şiddet çerçevesinden, kendilerini yeniden tanımlamak ve konumlandırmak zorunda bırakır. Romanın asıl teması, şiddetin ne kadar zorunlu olursa olsun, bir kere başvurulduğunda, kendini sürekli yeniden üreten bir kısırdöngü olduğudur.
Yerli, düşman ve öteki
Romanın ilerleyen sayfalarında, meteoroloji uzmanının ağzından, adada savaşılan ve 'kurbağasuratlar' olarak tanımlanan güçlerin yaratık olmadığı, sadece bu adanın sakinleri olduğu ifade edilir. Bu ifade, romanın fantastik yönlerini bir aşama sıçratır. Çünkü o ana kadar, hem kahramanlar ve hem de okuyucunun gözünde, savaşılan bu grup, öldürülmeyi hak eden, amaçsız bir şekilde saldıran tehlikeler olarak görünmüştü. Piñol , hiç beklenmedik bir anda, meteoroloji uzmanının ağzından bu savaşılan güçlerin, tehlikeli hayvanlar olmadığını, kendilerine ait bir dile, yaşam biçimine sahip oldukları ve bu toprakların asıl sahibi olarak bulunduklarını belirtir. Meteoroloji uzmanı, tek çıkar yol olarak şiddeti gören arkadaşı Caffu'ya, "bu onların toprağı, biz istilacıyız" derken, varolan şiddet kullanımını da gerekçesiz kılar. Piñol, böylesi gerçeküstü bir kurguyla, okuyucuyu Avrupa'nın sömürgeci tarihiyle yeniden yüzleştirir. Özellikle romanın baş kahramanı meteoroloji uzmanının, İrlandalı olması ve dolayısıyla bir sömürge coğrafyadan geliyor olması, onun adadaki sömürgeci kimliğiyle tamı tamına zıtlık oluşturur. Roman kahramanlarının üstlendikleri roller bu aşamada aniden dönüşmeye başlar. Öyle ki, 'kurbağasuratlar' birer düşmana, yaratıklar birer yerliye, meteoroloji uzmanıyla Batis Caffu, 'iki kahraman savaşçıdan' gaddar birer istilacıya dönüşmeye başlar.
Görüldüğü gibi Soğuk Deri, tarihi pek de parlak olmayan Avrupa zihniyeti ve bu kültürün modern bireyiyle alay ediyor. Hatta bunun dışında, çerçeveyi genişleterek, dünya tarihinin şiddet deneyimine ve bireyin varoluş sıkıntılarına da odaklanıyor. Bu ilk romanın, İtalya'dan 'Grinzane Biamonti Ödülü' ile İspanya'dan 'Ojo Critico Ödülü'nü aldığını da belirtelim.

SOĞUK DERİ
Albert Sánchez Piñol, Çeviren: Yıldız Ersoy Canpolat, Doğan Kitap, 2006, 218 sayfa, 9.5 YTL

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

©2012 Kitap Önerisi


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 
9